Hayatı

YUNUS ALEYHİSSELÂM

Yunus Aleyhisselâmın adı Yûnus b. Matta’dır. Nesebi; Bünyamin b. Yakub b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâm silsilesine bağlanır. Yani o, İbrahim Aleyhisselâmın mübarek soyundan gelen peygamberlerdendir.

Annesinin adı Matta idi. Peygamberler arasında, Yunus b. Matta ile İsa b. Meryem Aleyhisselâm’dan başka, annesine nisbet edilerek anılan bir peygamberin bulunmadığı rivayet edilir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de Yunus Aleyhisselâmı “Zünnûn” yani “Balık Sahibi” diye anmıştır. Yunus Aleyhisselâm, Musul civarında bulunan Ninevâ şehrinin halkındandı.

Peygamber Oluşu ve Faziletleri

Yunus Aleyhisselâm, ilâhî vahye mazhar olan, Allah’ın kendisine yüksek meziyetler verdiği peygamberlerdendi. Rivayete göre Yüce Allah onu, İlyas Aleyhisselâm’dan sonra peygamber olarak göndermişti. O günlerde Yunus Aleyhisselâm otuz yaşlarına yakın bir çağdaydı.

Kavmi putlara tapıyor, inkâr ve küfürde direniyordu. Allah Teâlâ, Yunus Aleyhisselâmı onların yanına; putlardan uzaklaştırmak, tevbe etmelerini sağlamak ve Allah’ın birliğine iman etmelerini emretmek üzere gönderdi.

Yunus Aleyhisselâm, yıllar boyunca kavmini Allah’a iman ve ibadete davet etti. Ne var ki, bunca davete rağmen kendisine iman edenlerin sayısı çok az oldu. Rivayetlerde; uzun müddet davet ettiği halde yalnız iki kişinin iman ettiği anlatılır. Bu ikisinden biri ilim ve hikmet sahibi Rûbil, diğeri ise ibadet ve zühd ehli Tenûh idi.

Ninevâ halkı Yunus Aleyhisselâmı yalanladı, sözünü kabul etmedi. Yunus Aleyhisselâm, onların bu katı tutumlarından dolayı Rabbine yönelip sızlandı:
“Ya Rabbi! Beni, kitabını inkâr eden, peygamberlerini yalanlayan bir kavme niçin gönderdin?”

Bu serzenişe karşılık Yüce Allah ona şu manada buyurdu:
“Ey Yunus! Sen, tevbe edenlerin tevbesini kabul edişimi sanki kıskanır gibisin! Ben dilersem kalpleri doğrultur, dilersem saptırır, dilersem de mühürlerim. Bunu bilmiyor musun?”

Kavminin İnkarı, Uyarı ve Azap Bulutu

Yunus Aleyhisselâm bazen kavminin inkârına daha fazla dayanamaz, dağa çıkar; orada ibadete yönelirdi. Ümidini iyice kaybettiği bir vakit, kavmi aleyhinde dua etti. Ardından kendisine; kavmine tekrar dönmesi, bir müddet daha onları imana davet etmesi emredildi. Kabul ederlerse kurtulacaklar, etmezlerse üzerlerine azap gelecekti.

Yunus Aleyhisselâm yeniden kavmine döndü ve onları tekrar tekrar uyardı. Fakat yine kabul etmediler. Bunun üzerine onları açıkça şöyle ikaz etti:
“Eğer iman etmezseniz, üç güne kadar muhakkak azap gelecektir.”
Sonra da: “Bunun alâmeti, yüzlerinizin renginin değişmesidir” dedi.

Sabah olunca yüzlerinin rengi değişti. Halk birbirine dönüp:
“Yunus’un haber verdiği şey başımıza geldi. Biz onun sözlerinde hiç yalan görmedik. Eğer bu gece aramızda kalırsa selâmetteyiz; şayet aramızdan ayrılıp giderse azap bizi yakalayacak!” diye konuştu.

Kırkıncı gece gelip de halkın yüzlerinin değiştiğini görünce Yunus Aleyhisselâm azabın geldiğine kanaat getirip şehirden ayrıldı. Sabah olunca Ninevâ halkı başlarının üzerinde, simsiyah dumanlar çıkaran azap bulutunun şehri bürüdüğünü, evlerin üzerini kararttığını gördü. Helak olacaklarını anladılar. Peygamberleri Yunus Aleyhisselâmı aradılar, fakat bulamadılar.

Ninevâ Halkının Büyük Tevbeleri

Tam o sırada Allah Teâlâ onların kalplerine tevbe etme ve kendisine yönelme arzusunu ilham etti. Halk, ilim sahibi yaşlı bir zata giderek:
“Biz bu azapla karşı karşıya kaldık. Kurtulmak için ne yapalım?” diye sordu.

O zat onlara şöyle nasihat verdi:
“Allah’a iman edin, günahlarınızdan tevbe edin ve O’na şöyle yalvarın:
‘Ey daima diri olan!
Ey kendi zatıyla kaim olan ve bütün varlıkları ayakta tutan!
Ey hiçbir canlı yokken de diri olan!
Ey ölüleri dirilten diri!
Ey kendisinden başka ilâh olmayan diri!’”

Bunun üzerine halk kaba elbiseler giydi. Kadın-erkek, çocuk-yaşlı bütün şehir halkı, hayvanlarıyla birlikte geniş ve yüksekçe bir yere çıktı. İnsanlarla hayvanların, hatta annelerle yavruların arasını ayırdılar. Başlarına toprak saçtılar, niyetlerini halis kıldılar, imanlarını açıkladılar, günahlarına tevbe ettiler. Yüksek sesle ağlayarak Allah’a yalvardılar:
“Yunus’un getirdiklerine iman ettik!”

İnsanların feryadı ile hayvanların iniltisi birbirine karıştı. Herkes ağladı. Birbirlerine yaptıkları haksızlıkları bırakıp hakları sahiplerine iade ettiler. Öyle ki bir kimse, başkasına ait bir eşyayı evinin temeline koymuşsa bile onu söküp sahibine geri verdi.

Nihayet Allah Teâlâ onlara merhamet etti; dualarını ve tevbelerini kabul buyurdu, üzerlerine çöken azabı kaldırdı.

Yunus Aleyhisselâmın Dönmemesi ve Gemideki Kur’a

Yunus Aleyhisselâm şehirden ayrıldıktan sonra, kavminin helak haberi gelecek diye bekler gibiydi. Karşılaştığı bir adama:
“Şehir halkı ne yaptı?” diye sorunca, adam ona; Ninevâ halkının tevbe ettiğini, Allah’ın da azabı kaldırdığını söyledi.

Bu haber Yunus Aleyhisselâmı çok sarstı. Öfkeyle:
“Ben onların yanına yalancı durumuna düşmüş olarak dönmem! Onlara azap geleceğini haber vermiştim; şimdi nasıl dönerim?” diyerek yoluna devam etti.

Bir gemiye bindi. Gemi halkı ondan ücret almadı. Fakat Yunus Aleyhisselâm gemiye binince gemi sağa sola yalpaladı; ne ileri gidebildi, ne geri. Şiddetli bir fırtına da onları sıkıştırmıştı.

Gemi halkı:
“Bu durum sizden birinin günahı yüzünden olmalı! Gemide efendisinden kaçmış bir köle var. Kaçak köle olunca gemi yürümez!” dediler.

Yunus Aleyhisselâm bunun kendisiyle ilgili olduğunu anladı. Onlara:
“Rabbinden kaçan kul benim. Vallahi beni denize atmadıkça gemi hareket etmez. Beni denize atın!” dedi.

Gemi halkı bu söze razı olmadı:
“Ey Allah’ın peygamberi! Seni denize atmayız!” dediler.

Yunus Aleyhisselâm:
“Öyleyse kur’a çekin; ismi çıkan denize atılsın” dedi.

Kur’a çektiler, Yunus Aleyhisselâm çıktı. Yenilediler, yine o çıktı. Üçüncü kez çektiler, yine Yunus Aleyhisselâm çıktı. Bunun üzerine Yunus Aleyhisselâm gece vakti kendisini denize bıraktı.

Balığın Karnındaki Dua ve Kurtuluş

Allah Teâlâ, balığa Yunus Aleyhisselâmı yutmasını, fakat etini yaralamamasını ve kemiklerini kırmamasını ilham etmişti. Balık onu yuttu ve denizin dibine götürdü. Yunus Aleyhisselâm karanlıklar içinde bir ses duydu. Allah Teâlâ ona bunun deniz canlılarının tesbihi olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Yunus Aleyhisselâm da o karanlıklar içinde Rabbine niyaz etti:

Senden başka ilâh yoktur! Seni tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum.

Melekler bu tesbihi işitince:
“Ya Rabbi! Uzak bir yerden zayıf bir ses duyuyoruz” dediler.
Allah Teâlâ da:
“Bu, amelleri kabul edilen kulum Yunus’un sesidir. Bana âsi oldu; onu balığın karnında hapsettim” buyurdu.

Melekler onun için şefaatte bulundular. Yunus Aleyhisselâm balığın içinde öldüğünü sanmıştı. Ayaklarını kımıldatınca yaşadığını anlayıp secde etti:
“Ya Rabbi! Hiç kimsenin secde etmediği bir yeri Senin için mescid edindim!”

Rivayetlerde Yunus Aleyhisselâmın balığın karnında üç gün, yedi gün yahut kırk gün kaldığı anlatılır.

Sonunda balık onu sahile bıraktı. Yunus Aleyhisselâm hasta ve güçsüzdü; adeta yeni doğmuş bir çocuk gibi hareketsizdi. Fakat bedeninde bir eksiklik yoktu.

Allah Teâlâ onun üzerine gölge olsun diye kabak cinsinden bir bitki bitirdi; geniş yapraklarıyla onu gölgeledi ve kendisine güç gelinceye kadar ona bir şekilde destek oldu. Yunus Aleyhisselâm bir gün kabak bitkisini kurumuş görünce üzülüp ağlayınca, şu manada kınandı:
“Sen bir bitki için üzüldün de; yüz bin ve daha fazla olan Ninevâ halkının helakini istemiştin, buna üzülmemiştin!”

Rivayetlerde Yunus Aleyhisselâmın iyileşmesine vesile olarak bir dağ keçisinin de gönderildiği, sabah akşam yanına gelip ona yardımcı olduğu anlatılır. Yunus Aleyhisselâm güç buluncaya kadar böylece toparlandı.

Kavmine Dönüşü ve Çoban Şahitliği

Allah Teâlâ, Yunus Aleyhisselâm’a kavminin tevbesinin kabul edildiğini onlara bildirmesini emretti. Yunus Aleyhisselâm da kavmine doğru yola çıktı. Yolda davar güden bir çobanla karşılaştı. Çoban, Yunus kavminden olduğunu söyledi. Yunus Aleyhisselâm ona:
“Kavmine dönünce ‘Yunus’la buluştum’ diye haber ver” dedi.

Çoban ise:
“Delilsiz söylersem beni öldürürler. Bana kim şahitlik edecek?” dedi.

Yunus Aleyhisselâm; yerin, bir keçinin ve bir ağacın şahitlik edeceğini söyledi. Çoban “Öyleyse onlara emret” deyince Yunus Aleyhisselâm:
“Bu delikanlı size geldiğinde ona şahitlik edin” buyurdu.

Çoban kavmine gidip haber verince onu yalanladılar. Hatta kral, çobanın öldürülmesini emretti. Çoban ise şahidinin bulunduğunu söyleyerek onları buluşma yerine götürdü. Yer, keçi ve ağaç konuşturulup şahitlik edince halk hayrete düştü. Kral, çobana değer verdi. Ardından halk Yunus Aleyhisselâmı arayıp buldu, büyük sevinç yaşadı. Onu şehre götürdüler ve ona iman ettiler.

Kur’ân-ı Kerîm’de Yunus Aleyhisselâm

Kur’ân-ı Kerîm’de Yunus Aleyhisselâm “Balık Sahibi” olarak anılır. Öfkeli halde gitmiş, Allah’ın kendisini sıkıştırmayacağını sanmıştı. Karanlıklar içinde ettiği dua, Rabbine dönüşünün özü oldu:

Senden başka ilâh yoktur! Seni tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum.

Allah Teâlâ onun duasını kabul etti, onu gamdan kurtardı. Kur’ân’da; gemiye kaçışı, kur’a çekilişi, balığın onu yutması, tesbih sayesinde kurtuluşu, hasta halde sahile bırakılışı ve üzerine gölge veren bitkinin bitirilmesi bildirilir. Yüz bin ve daha fazla kişiye gönderildiği, onların iman ettiği ve bir süre daha yaşatıldıkları da anlatılır.

Ayrıca Resûlullah’a; Rabbinin hükmünü sabırla beklemesi emredilerek, Yunus Aleyhisselâm gibi gamla dolu halde acele etmemesi hatırlatılır. Allah Teâlâ’nın onu seçip salihlerden kıldığı ifade edilir.

Ömrünün Son Dönemi ve Hacca Dair Rivayet

Rivayetlere göre Yunus Aleyhisselâm, ailesi ve çocuklarının yanında bir müddet kaldıktan sonra, kral ile birlikte seyahate çıktı; yurt dışında ömrünün sonuna kadar ibadetle meşgul oldular.

Bir rivayette de Resûlullah Aleyhisselâm, Mekke ile Medine arasında bir tepeye geldiklerinde:
“Bu hangi tepedir?” diye sormuş; Herşâ veya Left Tepesi denilmiştir. Resûlullah Aleyhisselâm:
“Yuları hurma lifinden olan kızıl bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir aba bulunduğu halde Yunus’un buradan ‘Lebbeyk, Allahümme lebbeyk’ diyerek telbiye getirdiğini görür gibiyim” buyurmuştur.

“Lebbeyk” ifadesi; “Buyur emrine amadeyim, ey sıkıntıları açıp gideren Rabbim; buyur!” manasını taşıyan bir teslimiyet sözüdür.

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun.

00

Toplam
Görüntüleme

Fotoğraflar