Gece Ağlayan Velî

Eskiden Anadolu’nun küçük bir kasabasında Allah dostu olarak bilinen bir velî yaşardı.

Gündüzleri onu görenler sıradan bir insan zannederdi. Çarşıda dolaşır, insanlara selâm verir, kimseyi kırmazdı.

Ama kimse onun gecelerini bilmiyordu.

Her gece herkes uyuduktan sonra kalkar, küçük odasında iki rekât namaz kılar, sonra uzun uzun secdede kalırdı.

Bir gece talebelerinden biri su içmek için kalktı. Avludan geçerken hocasının odasından hafif bir hıçkırık sesi duydu.

Merak etti.

Kapıya yaklaştı.

İçeriden titreyen bir ses geliyordu.

Velî başını secdeye koymuş ağlıyordu:

“Ya Rabbi…

Benim amellerim çok az.
Senin rahmetin ise sonsuz…”

Biraz sustu.

Sonra daha derinden gelen bir sesle şöyle dedi:

“Ya Rabbi… insanlar beni iyi zannediyor.

Ama Sen kalbimi benden iyi biliyorsun.”

Talebe kapının arkasında donakaldı. Çünkü o büyük zatın herkes tarafından çok takva sahibi biri olarak bilindiğini düşünüyordu.

Ama içerideki sözler devam etti:

“Ya Rabbi…

İnsanlar beni bilmesin, beni övmesin…
Ama ne olur Sen beni unutma.”

Sonra uzun bir sessizlik oldu.

Velî secdede ağlamaya devam ediyordu.

Talebenin gözlerinden de yaşlar akmaya başladı.

O gece şunu anladı:

Gerçek velîler insanların yanında değil,

Allah’ın huzurunda titreyen insanlardır.

Sabah olduğunda velî yine her zamanki gibi gülümsüyordu.

Kimse onun gecesini bilmiyordu.

Ama o gece kapının arkasında duran talebe, ömrü boyunca şu cümleyi unutamadı:

“Ya Rabbi… insanlar beni bilmesin, ama Sen beni unutma.”

“Allah katında büyük olanlar, insanların gözünde değil; gecenin karanlığında Allah’a gözyaşı dökenlerdir.”