Mezarlıktaki Sır: Behlül Dâne Ve Harun Reşid

Zamanın ulu hükümdarı Harun Reşid, bir Cuma sabahı Bağdat sokaklarında cümbüşüyle ilerlerken, şehirden uzakta, selvi ağaçlarının gölgesinde hüzünle yatan o meşhur mezarlığa gözü takıldı. İşte tam o sırada, o manevi huzurun içinde, dünyadan yüz çevirmiş, dervişane giysileriyle, toz toprak içinde bir taşın üzerine çökmüş kardeşi Behlül Dâne'yi gördü. Harun Reşid, ihtişamlı atının üzerinde, sırtında görkemli pelerini, başında padişah kavuğuyla mezarlığın girişinde durdu. Yüzünde hem şaşkınlık hem de derin bir düşünce ifadesi belirdi. Atından inmeden, kardeşine doğru takılarak sordu:

— "Ey Behlül! Sen her gün buraya gelir, bu sessiz taşların arasında ne yaparsın?"

Behlül Dâne, başını ağır ağır kaldırdı. Gözlerinde derin bir irfan, yüzünde ise dünyadan geçişin huzuru vardı. Kardeşine, o sarayın şatafatından uzakta, toprağın gerçeğini haykırır gibi cevap verdi:

— "Ben, beni dinleyen ve beni hiç kırmayan, bana yalan söylemeyen dostlarımı ziyaret ederim."

Harun Reşid, bir an sustu. Kardeşinin bu sözü kalbine bir ok gibi saplanmıştı ama şakayla karışık devam etti: "Peki, onlardan bir haber var mı?" Behlül Dâne, o an öyle bir heybetle doğruldu ki, sararmış sonbahar yaprakları bile havada asılı kaldı sanki. Parmağını, Harun Reşid'in o görkemli padişah kavuğuna doğru uzatarak, o vurucu, sarsıcı cümleyi haykırdı:

— "Evet, var, Harun! Diyorlar ki; 'Ey Behlül, buraya hazırlıksız gelme. Biz burada rütbeleri, altınları değil, sadece heybemizdeki amelleri gördük. Yarın senin de sıran gelecek, sakın unutma! O görkemli sarayın, o cihanı titreten orduların, o bitmek bilmez hazinelerin; hepsi burada birer toz zerresi kadar bile kıymet taşımıyor. Tek gerçek, burada, toprağın altında seni bekleyen sonsuz hesap!'"

Harun Reşid, o an atının üzerinde buz kesti. Kardeşinin o derin ve sarsıcı gerçeği, onun o bitmek bilmez saltanatının ne kadar geçici olduğunu yüzüne vurmuştu. Gözlerinden yaşlar dökülürken, bir şey diyemeden, sessizce atının başını çevirip sarayına doğru ilerledi. O gün, Behlül Dâne'nin o "vurucu" uyarısı, Bağdat sarayının o ihtişamlı duvarlarını bile sarsmıştı.